Galakside kim var (Herkez Nerede)

Galaksi 15 milyar yıl önce meydana geldi.

Gerçekten büyük yıldızlar birkaç milyon yıl parladıktan sonra patlarlar, dolayısıyla Galaksi yaklaşık bir milyar yıl yaşındayken, eteklerinde, artan sayıda ikinci kuşaktan Güneşimsi yıldızlar meydana gelmiş olmalıdır.

Uygarlıkların gelişmesi için 4 milyar yıl daha eklersek, bazılarının uzaya çıkmış olmaları ve 10 milyar yıldır yayılmış olmaları mümkündür.

Galaksi’nin çevresi 315.000 ışık yılıdır ve her iki yönde, Galaksi’nin çevresini dolaşarak bir noktadan tam tersi bir noktaya gitmek 150.000 ışık yılından biraz fazla sürer.

Bu demektir ki, bir uygarlığın 10 milyar yılda Galaksinin çevresini dolaşabilmesi için her yıl Dünya-Güneş uzaklığı kadar yol alması gerekmektedir.

Bu sayı, bir uygarlık içindir; diğerleri de eklenirse kolonileşme oranı artar. Çok büyük olmayan hızlarla yol alınsa bile, yıldızlararası yolculuğun pratik bir hale gelmiş olması koşuluyla, Galaksinin yaşanabilir kesimlerinin her bir noktası keşfedilmiş olmalıdır.

Öyleyse neden hala buraya gelmediler?

Yıldızların kalabalıklığı arasında bizi gözden kaçırmış olmaları mümkün mü?

…………………

Ay’dan sonra en yakın iri gök cismi Venüs gezegenidir.
Venüs, Dünya’ya en yakın olduğu zaman bile 40 milyon kilometre uzaklıktadır. Bu, Ay’ın uzaklığının 105 katıdır.

Bir uzay gemisi için en ekonomik rota Dünya’ da başlayıp Venüs’te sona eren eliptik bir yörüngedir.
Venüs’e gönderdiğimiz gözcülerin bu yolu geçmeleri 7 ay almaktadır.

Enerji sarfiyatı ve insan vücudunun ivmeye dayanımı söz konusu olduğunda, Venüs’e yapacağımız ilk insanlı uçuş, en iyi olasılıkla dört ay alacaktır.

İnsanlar, şimdiki hızlarıyla üremeğe devam ederlerse, toplam et ve kan kütlesi 9000 yıl içinde evrenin toplam kütlesine eşit olacaktır.

Işığın ve elektromanyetik radyasyonun hızını düşünün (x-ışınları, radyo dalgaları vb.). Bu hız saniyede 299.792,5 kilometredir. Bu önemlidir, çünkü bizim en hızlı haberleşme aracımız elektromanyetik radyasyondur.

Işığın (ya da benzeri bir radyasyonun) Yeryüzü’nden Ay’a gitmesi 1,25 saniye sürer.  Ay Dünya’dan 1,25 ışık saniyesi uzaktadır.

Güneş sisteminin çapı 10,93 ışık saatine eşittir, yani ışığın bir saatte aldığı yolun 10,93 katına.

en yakın yıldız Alpha Centauri 4,4 ışık yılı uzaktadır; ışığın bir yılda alabileceği yolun 4,4 katı. Yeryüzündeki biri Alpha Centauri’nin etrafında dolanan bir gezegene bir mesaj gönderseydi ve mesajı alan anında cevap verseydi, mesajı gönderen kişi mesajını gönderdikten sonra 8,8 yıl beklemek zorunda kalacaktı. Eğer ışık Alpha Centauri’ye 4,4 yılda ulaşıyorsa, bizim yalnızca ışık hızından daha büyük bir hıza çıkıp yıldıza ışıktan önce gitmemiz gerekmez mi? Ne var ki, Albert Einstein’ın (1879-1955) Özel Görecelik Teorisi’nde ilk kez belirttiği gibi, herhangi bir cismin ışık hızını aşması imkansızdır. Alpha Centauri’ye gitmek, sistemi keşfetmek ve geriye dönmek, dolayısıyla 11,80 yıl alacaktır. Ve düşünün ki Alpha Centauri en yakın yıldızdır.

Sovyet gökbilimcisi N.S. Kardaşev, 1964’de uygarlıkların üç ayrı düzeyde bulunabileceğini ileri sürdü.

I. Düzey uygarlıklar Yeryüzü benzeridir ve fosil yakıtların yanmasıyla elde edilebilecek türden enerjiyi kullanabilir.

II. Düzey, uygarlıklar, yıldızlarının tüm enerjilerini kullanabilir ve dolayısıyla kullandıkları enerjinin şiddeti I. Düzey uygarlıkların kullandığı enerjinin 10 trilyon katıdır.

III. Düzey uygarlıklar, ait oldukları galaksinin tüm enerjisini kullanabilir, dolayısıyla kullandıkları enerjinin şiddeti II. Düzey uygarlıkların kullandıkları enerjinin 100 milyar katıdır.

(ilginç bizde petrol, gaz savaşı var. bir yıldızın enerjisinin kullanıldığını düşünsek.)

(Dünya Dışı Uygarlıklar – Isaac Asimov)

 

Devamını Oku

yorumsuz. (ne söylenir ki)

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar

ELAZİZ TİMARHANESİNDEN RABBİNE DİLEKÇE YAZAN BİR DÂNE’NİN BİZ AKILLILARA HİKMETLİ NASIHÂTIDIR. (Ortadaki)

1965 yılında vefat eden bir “deli”nin son dilekçesi:

“Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz –Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

Ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.

Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)

Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.

Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.

Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…

Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.

Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..

Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…

Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!..

Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.

Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…

Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…

Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

Hakk’tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..

Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..

Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?

Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!

Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

Sultanım Efendim:

Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.

Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin.

Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım…

Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım…

Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım…

Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım…

Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

Ey Rabbim, Efendim!

Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..

Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…

Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!..

Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!

Selam ve dua ile

Devamını Oku

İman var ise (NAMAZ,ORUÇ) İMANI BOZAN ŞEYLER

İMAN,KISSADAN HİSSE…

İmdi öyle bir hale getirdiler ki bu işi, sanki bu din abdestin nice alınacağından, orucu, namazı neyin bozacağından başka bir şey değildir..
Oruç dediğin, abdest dediğin, namaz dediğin, iman var ise var azizim..

Hele sen şu imanı bozan şeylerden bahset bize de abdestimiz tuta!!

Anlat hele Müftü efendi; orucu nelerin bozduğunu ezber çokta zor değil… Sen asıl imanı bozan haller neler ola? Onu anlat hele!

Kul hakkı yemek, Emeği hiçe saymak, İşi ehline vermemek, Adam kayırmak, İşine ve tartısına hile karıştırmak, Hırsa kapılmak, Zayıf bulunca zulmetmek, Büyük görünce dalkavukluk etmek, Topluluk içine fitne sokmak, Bölüştürmek değil bölücülük yapmak, Dostunu dahi kıskanmak, Yalan söylemek, Buğz beslemek..

Hep söyleriz bir kere daha söyleyelim…
Ne der ulu atamız,pirimiz Ahmed Yesevi;

Ağlaması göz boyar,
Her gün ayağı kayar;
Kendini adam sayar,
Ahir zaman şeyhleri.

Başına sarık sarar,
Kendine mürit arar,
İlmi yok neye yarar,
Ahir zaman şeyhleri.

Dünyaya kucak açar,
Zoru görünce kaçar,
Her yere küfür saçar,
Ahir zaman şeyhleri

İşte böyle şimdi bu işler..Binbir türlü günahı salıveririz,aman ha abdesti bozan haller….
Onun nice alınacağı belli, çaresi ilacı belli..Namazı,orucu kaçıranın da ilacı belli..

De hele o vakit; İmanı bozan nice nice günahın ilacı ne o vakit. Buna reçete ne ola? Nerden buluruz günahın reçetesini,
Hangi hekimdedir?

Size Beyazıd’ı Bestami’den bir hikaye anlatıvereyim de bitirelim sohbeti; Hazret birgün müritleriyle gezinti sırasında yolları bir veli yurduna gelir..Şimdilerde akıl hastanesi derler…
Ayak üstü hekimlerle sohbet ederken, bir hekim ruhi hastalıklar çareleri ve hangi hastalığa hangi ilacın iyi geleceği hakkında bilgi verir…Gönüller sultanı bu bilgilerden sonra hekime şöyle bir soru sorar:

”Hekim efendi”der. ”Siz bütün hastalıkların ilaçlarını saydınız” ”Peki günah hastalığının ilacı ne ola ki?”
Kısa bir sessizlikten sonra orada bulunan deli velilerden biri hekim diliyle deyin ki, akıl hastalarından biri edep ile müsade isteyerek söze girer..

”Erenler müsade eder ise bu ilacı ben söyleyeyim mi?”

Beyazıt-ı Bestami bu samimi teklif karşısında müsade eder.Hekimler de can kulağı ile hastalarını dinlemektedirler..

”Günah hastalığının ilacı şudur ki;Tövbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp,gönül havanına koyduktan sonra tevhid tokmağıyla döveceksin”

”İnsaf eleğinden eledikten sonra,gözyaşı ile hamur edip,aşk ateşinde pişireceksin”

”Muhabbet balından da birazcık karıştırıp, sabah akşam kanaat kaşığı ile azar azar yiyeceksin”

Bu güzel ilacı öğrenen Beyazıt Hazretleri; ” Hey gidi dünya hey! Demek seni de deli dahi buraya getirmişler” Deyip oradan ayrılır.

İşte böyle canlar! Ha sanma ki bu bir mesel,reçete gerçektir..

Bu ilaç halen günah hastası olanlara tavsiye edilmeye,değer bir ilaçtır…Bu terkip hala devam etmektedir..Nasıl mı dersiniz?
Cenab-ı hak(cc)Tövbe edenlere rahmetiyle yüce mertebeler vadetmektedir.. Bunlardan biri de günahların sevaba dönüşmesidir.. Bu nasıl olur diye tereddüte gerek yok,ilahi müjde öyledir.. Bunu tartışmak dahi aptal işidir.. İlahi Rahmet bu kadar geniştir.. Bize inanıp teslim olmak,ona güvenip Rahmete koşmak gerek! Yüce ALLAH (cc) kuluna gönlündeki iman ve niyete göre muamele eder..  ALLAH (cc) diyen mahrum olmaz..
”ALLAH (cc) Tövbe edenleri sever” Ayetiyle şüphesiz ALLAH(cc) Günahla imtihan olup, tövbe eden mümin kulunu sever hadisiyle,günaha bulanmış kulun kalbini çekmeye yeter de artar bile…

YUNUS EMRE & ERENLER

Devamını Oku

yolname (oku, bir daha oku, 100 kere daha oku)

Yolname

Dostum!
Güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak fakat arkana bakma…

Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…

Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.

Yolcuya bakıp yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil, asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

“En doğru yol; en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.

Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

Aldırma. Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır, gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler.

Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.

Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış klavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.

Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.

Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun.

Doğru yol insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin.

Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.

Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabiliri. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, parazitlerden, nesnelerden uzak tut. İbreni saptırırlar da haberin olmayabilir.

Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkiisini iyi hesap etmelisin. O’ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin. Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkuların tuzağıdır, yani kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.

Hayırlı yolculuklar dostum.

(alıntı)

Devamını Oku

Türkiye Afrine Gire(bile)cekmi ? Satranç’ta ufku görmek !!!

 

Önce;  görünen bazı maddeler var. RUSYA;

Türkiye ile birlikte Cerablus’tan İdlib’e kadar olan hattı Türkiye ve ÖSO bırakmak istiyor.

Türkiye’nin PKK, QSD, YPG, YPJ  büyük oranda yıpratacağını ve sonuçta ‘’teslim’’ olacaklarını öngörüyor..

En önemlisi AFRİN üzerinden ABD’yi baskı altında tutmak istiyor.

Suriye devleti kendi başına bağımsız olarak karar veremiyor. Zaten verdiği kararı  uygulama iradesine sahip değil.(RUSYA)

Yani AFRİN de olanlar aslında ABD ile RUSYA arasında bir satranç karşılaşmasından başka bir şey değil. Taşları yerli yerine koysanız.

Vezirler, Filler, Atlar. Feda edilen Kaleler. Piyonların hiç değeri bile yok.

Ha ne olacak bugün AFRİN de satranç tahtası kuruldu. Yarın MENBİÇ aynı tahta kurulacak. Piyonlar vb. değişecek. Fakat;

VEZİR, ŞAH, ve tahtayı kuran GÜÇ değişmeyecek. Görünen ABD ile RUSYA, acaba görünmeyen kimler var.

Devamını Oku